Nasıl Yaşadılar, Neler Yediler, Neler Içtiler? 2023

İlber Ortaylı, “İstanbul’un, bütün Türkiye’nin başlıca ekonomik ve endüstri merkezi olmaktan çıkması lazım.” dedi. Ortaylı ayrıca İstanbul’un sürekli olumsuz yönde değiştiğini ve bunun kendisini çok üzdüğünü kaydetti. Macaristan’ın başkenti Budapeşte’de, Türkiye’nin Budapeşte Büyükelçiliği, Yunus Emre Enstitüsü ve Gül Baba Miras Koruma Vakfı tarafından düzenlenen etkinlikte, Ortaylı’nın, Macarcaya tercüme edilen ” İstanbul’dan Sayfalar” isimli kitabı tanıtıldı. Burada […]

1xbet

Tarihçi Prof. Dr. İlber Ortaylı, “İstanbul’un, bütün Türkiye’nin başlıca ekonomik ve endüstri merkezi olmaktan çıkması lazım.” dedi. Ortaylı ayrıca İstanbul’un sürekli olumsuz yönde değiştiğini ve bunun kendisini çok üzdüğünü kaydetti.

Macaristan’ın başkenti Budapeşte’de, Türkiye’nin Budapeşte Büyükelçiliği, Yunus Emre Enstitüsü ve Gül Baba Miras Koruma Vakfı tarafından düzenlenen etkinlikte, Ortaylı’nın, Macarcaya tercüme edilen ” İstanbul’dan Sayfalar” isimli kitabı tanıtıldı. Burada açıklama yapan Ortaylı, “İstanbul, Türkiye’nin ekonomik başkentidir, bu doğrudur ama bunun değişmesi lazım. İstanbul’un, bütün Türkiye’nin başlıca ekonomik ve endüstri merkezi olmaktan çıkması lazım.” ifadelerini kullandı. Ortaylı ayrıca İstanbul’un sürekli olumsuz yönde değiştiğini ve bunun kendisini çok üzdüğünü kaydetti.

1xbet

Macaristan’ın eski Ankara Büyükelçisi Janos Hovari’nin moderatörlüğünde gerçekleşen programda konuşan Ortaylı, İstanbul’un sürekli olumsuz yönde değiştiğini ve bunun kendisini çok üzdüğünü, İstanbul’daki yapıların bir çoğunun yıkılması gerektiğini kaydetti.

“İstanbul’un, bütün Türkiye’nin başlıca ekonomik ve endüstri merkezi olmaktan çıkması lazım”

1xbet

Ortaylı, kentte yeni yeşil alanların açılması gerektiğini, aksi takdirde İstanbul’un yaşanmaz bir kent durumunda olacağını söyledi.

İstanbul’un, Türkiye’nin ekonomik anlamda başkenti durumunda olmasının doğru olmadığını belirten ve sanayinin Anadolu kentlerine yayılması gerektiğine dikkati çeken Ortaylı, “İstanbul, Türkiye’nin ekonomik başkentidir, bu doğrudur ama bunun değişmesi lazım. İstanbul’un, bütün Türkiye’nin başlıca ekonomik ve endüstri merkezi olmaktan çıkması lazım.” değerlendirmesinde bulundu.

İstanbullu insanlar vardı artık yok

Ortaylı, “1983’teki İstanbul maalesef 1953’teki İstanbul değildi, medeniyeti değişmişti. İstanbullu diye insanlar vardı ama sur içi İstanbul yok artık. Onlar bir yerlere gitti ve onların yerine başka birileri geldi ve ben onların yaşayışlarından çok memnun değilim.” diye konuştu.

Türkiye ve Macaristan ilişkilerine de değinen Ortaylı, Atatürk’ün Hungaroloji bölümünü kurduğunu, büyük Macar ailelerini Türkiye’ye davet ettiğini, Macaristan’a çok sayıda öğrenci yolladığını ve Ankara’nın başkent olduğu dönemde Macar bilim insanlarının, kentin gelişimine ciddi katkıda bulunduğunu ifade etti.

Etkinlikte konuşan Türkiye’nin Budapeşte Büyükelçisi Ahmet Akif Oktay ise “Tarihçilerin kutbu” olarak bilinen ünlü tarihçi Halil İnalcık’ın vefatından sonra Ortaylı’nın onun yerini aldığını ve eserlerinin büyük saygı gördüğünü dile getirdi.

Ortaylı’nın, Macarcaya çevirisi yapılan “İstanbul’dan Sayfalar” isimli kitabını keyifle okuduğunu da kaydeden Oktay, kitapta, eski İstanbul’un mimarisi, halkının yaşam tarzı, ekonomisi ve farklı bir çok konuda çok güzel kesitler bulunduğunu aktardı.

The post Prof. Dr. Ortaylı: İstanbul, Türkiye’nin ekonomik başkentidir ama bunun değişmesi lazım appeared first on Gazete İstanbul.

Erzurum’da demir çağından kalma 2 bin 500 rakımda bulunan 3 bin yıllık kale keşfedildi. Hiçbir harç kullanılmadan tamamen örme tekniği ile yapılan kalenin taşlarının her birinin ise yaklaşık 1,5 ton ağırlığında olduğu düşünülüyor. Erzurum’a 40 kilometre uzaklıktaki Yakutiye ilçesi Güngörmez Mahallesi’nin eteklerinde 2 bin 500 metre rakımda bulunan kale, ilk kez Erzurum Müze Müdürlüğü tarafından […]

Erzurum’da demir çağından kalma 2 bin 500 rakımda bulunan 3 bin yıllık kale keşfedildi. Hiçbir harç kullanılmadan tamamen örme tekniği ile yapılan kalenin taşlarının her birinin ise yaklaşık 1,5 ton ağırlığında olduğu düşünülüyor.

Erzurum’a 40 kilometre uzaklıktaki Yakutiye ilçesi Güngörmez Mahallesi’nin eteklerinde 2 bin 500 metre rakımda bulunan kale, ilk kez Erzurum Müze Müdürlüğü tarafından keşfedildi. Mahallede keşfedilen 4 kalenin en büyüğü olan ve tepesinde kartallar uçtuğu için köylüler tarafından “Kartal Kalesi” olarak adlandırılan kalenin her bir taşının yaklaşık 1,5 ton ağırlığında olduğu düşünülüyor. Kalenin önünde, Erzurum bölgesinde eşine rastlanmamış şekilde düşman saldırılarına karşı inşa edilmiş bir hendek bulunurken, kaleye ulaşmak isteyen vatandaşlar ise 600 metre uzunluğundaki dik yamaca tırmanıyor.

Kaleyi yerinde inceleyen Erzurum Müze Müdürü Hüsnü Genç, kalenin Demir Çağı’na ait olduğunu düşündüklerini belirterek, “Kalemiz köy güzergahının son kısmında bulunuyor. Coğrafi olarak çok korunaklı bir bölgede yer alıyor. Kale yapım tekniği ve özellikleri açısından Demir Çağı dediğimiz döneme ait olduğunu gösteriyor. Mimari olarak çift sur tekniği ile yapıldığını görüyoruz. Ayrıca önünde hendek bulunan bu kale Erzurum çevresinde görülen diğer kalelere benzemiyor” şeklinde konuştu.

Genç, kalenin 1,5 ton ağırlığında ki taşlarla yapılmasından dolayı günümüze kadar hiçbir depremde hasar almadığını kaydederek “Kiklopik dediğimiz düzgün olmayan taşların sanduka tarzı çift örgüyle yapılıp ve sağlamlık vermesi adına girintiler oluşturup bugünün mimari tabiri ile kolon ve sütun tarzı kullanılarak yapılan bir kale. Yaklaşık 10 metreye ulaşan kale, 3 bin yıldır sağlam şekilde günümüze gelmiştir. Taşları yaklaşık 1.5 ton ağırlığında. Kalenin günümüze kadar gelen depremlerde her hangi bir hasar görmeden sağlam kaldığını görüyoruz. Kalenin doğu kısmı ana kayanın üstüne uçurumun kenarına kurulmuş bunun amacı dışarıdan gelen saldırılara karşı korunaklı olması. Bunun için zamanın da yoğun emek harcanmış” açıklamalarında bulundu.

Güngörmez Mahallesi Muhtarı Baki Uludağ ise kalenin turizme kazandırılmasını istediklerini ifade ederek, “Biz buraya Kartal Kalesi diyoruz. Toplamda köyümüzde 4 kale var. Biz bunların zamanında neden yapıldığını merak ediyoruz ve öğrenmek istiyoruz. Biz buraya sahip çıkılmasını ve turizme kazandırılmasını istiyoruz. Burayı definecilerden korumak istiyoruz” dedi.

3 bin yıl sonra keşfedilen kale, Erzurum Müze Müdürlüğü Arkeologları tarafından incelemeye alındı.

The post Demir Çağı’ndan kalma “Kartal Kalesi” 3 bin yıl sonra ilk kez keşfedildi appeared first on Gazete İstanbul.

Evliya Çelebi Seyahatnâmesi, Yapı ve Kredi Yayınları tarafından, Şubat 1996’dan itibaren yayımlanmaya başlanmış ve Ekim 2007’de basılan 10. ciltle tamamlanmıştır. Böylece, Evliya Çelebi’nin bu dev eseri ilk kez on cilt bir arada yeni yazıyla yayımlanmış oldu. Emeği geçenleri kutlamak görevimizdir. İstanbul’dan söz eden birinci cilt, Orhan Şaik Gökyay tarafından yeni yazı ya çevrilmiştir. Bu cilt […]

Evliya Çelebi Seyahatnâmesi, Yapı ve Kredi Yayınları tarafından, Şubat 1996’dan itibaren yayımlanmaya başlanmış ve Ekim 2007’de basılan 10. ciltle tamamlanmıştır. Böylece, Evliya Çelebi’nin bu dev eseri ilk kez on cilt bir arada yeni yazıyla yayımlanmış oldu. Emeği geçenleri kutlamak görevimizdir. İstanbul’dan söz eden birinci cilt, Orhan Şaik Gökyay tarafından yeni yazı ya çevrilmiştir. Bu cilt ve ikinci, üçüncü ciltler günümüz Türkçesiyle de her cilt iki kitap halinde olmak üzere, yayımlanmıştır. Çevri yazının diğer ciltleri yayımlanırken, Evliya Çelebi Seyahatnâmesi’nin İstanbul’dan söz eden ilk cildi, yeni bir okumayla tekrar okuyucuya sunulmuştur. Evliya Çelebi Seyahatnâmesi’ni yeni yazıya çeviren çalışma gurubunda Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, Robert Dankoff, Zekeriya Kurşun yer almışlardır. Proje yöneticisi sonradan aramızdan ayrılan İ. Gündağ Kayaoğlu idi. Dizi editörlüğünü M. Sabri Koz yapmıştır.

Evliya Çelebi Seyahatnâmesi’nin ilk cildi İstanbul için önemli bir kaynaktır. Bu ciltte, İstanbul’un tarihi, efsaneleri, İstanbul’un çeşitli dönemlerde başka milletler tarafından kuşatılması, yapılan savaşlar, İstanbul’da gömülen önemli kişiler anlatılır. Evliya Çelebi, devrinde yaşadığı Dördüncü Murat’tan ve dönemin devlet adamlarından söz eder. Bütün bunların yanında, Evliya Çelebi, 17 yüzyıl İstanbul’unun sosyal ve iktisadi durumunu tüm ayrıntılarıyla anlatır. İstanbul’un kasabalarından, camilerinden, mesire yerlerinden, hamamlarından ve daha birçok yerinden ve özelliğinden söz eder.

Evliya Çelebi Seyahatnâmesi’nde, İstanbul’da, 17 yüzyılda icrayı sanat eden çeşitli meslek erbabı ve yaptıkları işler anlatılır. Her iş kolundan İstanbul’da kaç dükkân bulunduğu ve buralarda ne kadar insanın çalıştığı ayrıntılı bir şekilde gösterilir. Evliya Çelebi, İstanbul’da, savaşlara çıkılmadan önce ya da şehzadelerin sünnet düğünlerinde veya padişah kızlarının evlenme düğünlerinde düzenlenen törenlerde geçit resmi yapan esnaf alaylarının bazılarını tasvir eder. Geçen meslek erbabını anlatır. İstanbul’daki günlük yaşamla ilgili bilgiler verir. Yalnızca maddi ihtiyaçları karşılayan mesleklerden ve meslek sahiplerinden değil, çalgıcılar, şarkıcılar, oyuncular, taklitçiler, hicivciler ve diğer sanat erbabından da söz eder, yaptıklarını anlatır ve sayılarını bildirir. Kısacası, Evliya Çelebi Seyahatnâmesi’nin ilk cildi İstanbul kültürü konusunda bulunmaz bir hazine özelliğin taşır.

Evliya Çelebi Seyahatnâmesi’nin nasıl bir kültür hazinesi olduğunun görülmesi ve özgün dilinin zenginliğinin anlaşılması için, ilk cildin başında yer alan “İstanbul’a değişik lisanlarda verilen adlar” bölümünü aynen alıyoruz:

Her Lisanda İslâmbol İsmin Beyan Eder: Ve İslâmbol kal’asının ibtida ismi (Lisan-ı Latinde) Makedonya’dır. Andan Yanko bina itdiğiyçün (Lisan-ı Süryani’de) Yankoviçe dediler. Andan İskender bina itdiğiyçün (Lisan-ı İbri’de) Aleksandıra dediler. Andan bir zaman (Sırf’da) Pozanta dediler. Bir zaman (Lisan-ı Yahud’da) Vejendoniya dediler. Andan (Freng’de) Yagfuriye dediler. Tokuzuncu kerede Kostantin bina itdiğiyçün (Lisan-ı Yunan’da) Pozanatyam ve Kostantiniyye dediler. Ve lisan-ı Nemse’de Kostantinopol derler. Lisan-ı Moskov’da Teküriye derler. Lisan-ı İfrik’de Grandorya derler. Lisan-ı Macar’da Vezendovar derler. Lisan-ı Lehte Kanaturya derler. Lisan-ı Çek’te Aliyana derler. Lisan-ı İsfeç’te Harkılıyan derler. Lisan-ı Felemenk’te İstifanya derler. Lisan-ı Fransa’da İgrandona, Lisan-ı Potakal’da Kostiyya, Lisan-ı Arab’da Kostantiniyye-i Kübra, Lisan-ı Acem’de Kayser-zemin, Lisan-ı Hind’de Taht-ı Rum, Lisan-ı Moguli’de Çakdurkan, Lisan-ı Tatar’da Sakalibe, Lisan-ı Ali Osmaniyan’da İslâmbol derler. Gulgule-i Rum namıyla şöhret-i şehr olmışdır. (S. 21)

Evliya Çelebi, gezdiği yerlerdeki çeşitli yerel adetleri, inanmaları Seyahatnâmesi’nde anlatmış, yerel sözcüklere ve yabancı sözcüklere de orada yer vermiştir. Örneğin, yazıya geçirilmiş ilk Trabzon türküsü Evliya Çelebi Seyahatnâmesi’nin 2. cildinde yer alan şu türküdür.

Trabzondur yerimüz

Akça tutmaz elimüz

Hapsi paluk olmasa

N’çolurdi halümüz. (s.54)

Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nin yeni yazıya aktarılması çalışmalarına katılan Prof. Dr. Robert Dankoff, bu Seyahatnâme’de yer alan, çok az bilinen, ya da hiç bilinmeyen sözcük ve deyimleri bir kitapta toplamıştır: Evliya Çelebi Seyahatnâmesi Okuma Sözlüğü. Bu sözlük, Prof. Dr. Semih Tezcan tarafından İngilizceden Türkçeye çevrilmiş ve M. Sabri Koz’un editörlüğünde, Yapı ve Kredi Yayınları tarafından, Ağustos 2008’de yayımlanmıştır. Bu sözlükte, Evliya Çelebi’nin kullandığı yabancı sözcükler ve yerel ağızlarda kullanılan sözcüklerin yanı sıra, kendi ürettiği bazı sözcüklerin de açıklamalarını bulmaktayız. Ayrıca Evliya Çelebi Seyahatnâmesi’nin on cildindeki bu tür sözcüklerin dillere göre dökümü de verilmektedir. Bu dökümlerden nasıl bir sözcükler hazinesi karşısında olduğumuzu anlıyoruz. Evliya Çelebi, bugün artık yok olmuş Ubıhça gibi dillerden de sözcükler kullanmıştır.

Evliya Çelebi Seyahatnamesi Okuma Sözlüğü yardımıyla Evliya Çelebi Seyahatnâmesi daha iyi anlaşılacaktır. Çünkü, Evliya Çelebi Seyahatnâmesi’nde rastladığımız bazı sözcükleri mevcut sözlüklerde bulma olanağı yoktur. Bu nedenle Prof. Dr. Dankoff’un yoğun bir emek vererek hazırladığı sözlük Evliya Çelebi’yi okurken iyi bir kılavuz olacaktır.

Dr Mustafa Duman / Gazete İstanbul

The post İstanbul için bir kaynak olarak Evliya Çelebi Seyahatnâmesi / Dr Mustafa Duman appeared first on Gazete İstanbul.

1010 yılında meydana gelen büyük bir depremle sular altında kalan ve o dönem İstanbul’un en güzel adalarından biri Maltepe açıklarındaki Vordonisi Adası’ydı. Vordonisi, Dragos ile Küçükyalı arasında bulunan ve iki bölümden oluşan cennet gibi bir adaydı. İstanbul’da Dragos ile Küçükyalı arasında, Maltepe sahilinin 700 metre açığında bulunan ve birçok arkeolojik eser barındıran tarihi Vordonisi […]

The post Maltepe’nin açıklarındaki Vordonisi Adası’nı biliyor muydunuz? appeared first on Gazete İstanbul.

1010 yılında meydana gelen büyük bir depremle sular altında kalan ve o dönem İstanbul’un en güzel adalarından biri Maltepe açıklarındaki Vordonisi Adası’ydı.

Vordonisi, Dragos ile Küçükyalı arasında bulunan ve iki bölümden oluşan cennet gibi bir adaydı.

The post Maltepe’nin açıklarındaki Vordonisi Adası’nı biliyor muydunuz? appeared first on Gazete İstanbul.

Sultan 2. Abdülhamid’in torunu Abdülhamid Kayıhan Osmanoğlu, “Biz Osmanlı’yı sözde seviyoruz, özde sevemiyoruz. Osmanlı torunlarına iade-i itibar verilmeli. Dünyada nasıl farklı hanedanlıklar varsa ülkemizde de olmalı” dedi. Sultan 2. Abdülhamid’in 4’üncü kuşak torunu Abdülhamid Kayıhan Osmanoğlu, sinema filmi projesi için Düzce’ye geldi. Osmanoğlu, Osmanlı hanedanı mensuplarının yaşadıklarını ‘Hanedan Sürgünü’ filminde göstereceklerini söyledi. Abdülhamit Kayıhan Osmanoğlu, ‘Hanedan […]

Sultan 2. Abdülhamid’in torunu Abdülhamid Kayıhan Osmanoğlu, “Biz Osmanlı’yı sözde seviyoruz, özde sevemiyoruz. Osmanlı torunlarına iade-i itibar verilmeli. Dünyada nasıl farklı hanedanlıklar varsa ülkemizde de olmalı” dedi.

Sultan 2. Abdülhamid’in 4’üncü kuşak torunu Abdülhamid Kayıhan Osmanoğlu, sinema filmi projesi için Düzce’ye geldi. Osmanoğlu, Osmanlı hanedanı mensuplarının yaşadıklarını ‘Hanedan Sürgünü’ filminde göstereceklerini söyledi. Abdülhamit Kayıhan Osmanoğlu, ‘Hanedan Sürgünü’ isimli film projesi için Düzce’de bazı mekanlarda inceleme yapacak.

“Dedemiz Abdülkerim Efendi’yi en kısa zamanda getireceğiz.”

Gazetecilerin sorularını cevaplayan Osmanoğlu, ABD’de öldürülen Abdülkerim Efendi’nin sahipsizler mezarlığında bulunan kabrini Türkiye’ye getirmek için çalışma yaptıklarını ifade ederek, “1935 yılında Sultan Abdülhamid Han’ın oğlu Selim Efendi, Selim Efendi’nin oğlu da Abdülkerim Efendi, İngiliz ve Çin istihbaratı tarafından şehit edildi. Biz bunu daha önce de söylemiştik. Bayram öncesinde New York’a gittiğimizde dedemizin kabrini ziyaret ettik. Gerçekten çok duygulandım, Sultan Abdülhamid Han’ın torunu başka bir ülkede gerçekten çok üzüldük. Biz oradaki görüşmelerimizi yaptık. Sağ olsun büyükelçimiz ve konsolosumuz bizlere desteklerini esirgemedi. Devletimiz de esirgemedi. Şu an Amerika’da birkaç prosedür var. Eylül ayında tekrar oraya gideceğim, oradaki ziyaretler sonrasında bizden DNA testleri istediler, çünkü defnedildiği bölge sahipsizler mezarlığı diye geçiyordu. O kadar çok mezarlık var ki hatta dedemin üzerinde birkaç meftun daha var. DNA testini yaptıktan sonra ülkemize getirmek istiyoruz. İnşallah bu sene yetiştireceğimize inanıyorum. Aile büyüklerimiz de çok sevinecek. İnşallah dedemiz Abdülkerim Efendi’yi en kısa zamanda getiririz” dedi.

“Hanedalnlık Ülkemize Değer Katar”

Osmanoğlu, “Osmanlı’yı biz sözde seviyoruz, özde sevemiyoruz. Bunlar acı gerçekler. Osmanlı ile alakalı lokantalar var, kafeler var, Osmanlı adına her şey var hatta arabalarının arkalarına bile Osmanlı tuğraları asıyorlar, buna rağmen Osmanlı’nın torunlarını görmüyorlar. Bu vesile ile iade-i itibar verilmeli. Geç bile kalınmış bir şey ama bu hem ülkemiz için hem dünyada nasıl farklı hanedanlıklar varsa ülkemizde de olması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü bunun ülkemize bir değer katacağına inanıyorum” diye konuştu.

“Projemizi sinemaya taşımak istiyoruz”

Osmanoğlu, Osmanlı hanedan mensuplarının yaşadıklarını sinema filmi haline getirmek istediklerini vurgulayarak, “Genelde yapmış olduğumuz bazı konferanslar var. Konferanslarda gelen soru şu, ‘Siz hangi sarayda otuyorsunuz?’ Vatandaşlarımız, milletimiz hanedanın nerede yaşadığını bilmiyor. Hangi ülkede, hangi şartlarda, neler yaşadılar, hangi zorlukları yaşadılar, bir şehzadenin bankta yatması, bir şehzadenin çöpten yemek yemesi, bir şehzadenin otel odasında hizmet görevlisi olarak çalışmasına kadar, Sultan Abdülhamid Han’ın eşi mutfakta bulaşık yıkayana kadar bunları bir çoğumuz bilmiyor. Biz de ‘Hanedan Sürgünü’ adlı projemizi bir sinema olarak başlamak istiyoruz. Çünkü hanedanın neler yaptığını anlatmamız gerekiyor. 3 Mart’ta sürgüne gitti ama aile nerelere gitti. Nasıl yaşadılar, neler yediler, neler içtiler? Paraya ihtiyaçları vardı ama el açmadılar” dedi.

Kaynak: DHA

The post Sultan 2. Abdülhamid’in torunu: “Dünyada nasıl farklı hanedanlıklar varsa ülkemizde de olmalı” appeared first on Gazete İstanbul.

Yeni Zelanda’da bulunan fosillerin “dünyanın en büyük papağanına” ait olduğu açıklandı. Yeni Zelanda’nın Orta Otago bölgesindeki kazılarda bulunan papağan fosilinin, dünyanın en büyük ve en ağır papağanı olarak bilinen Kakapo’dan iki kat daha büyüklüğe sahip bir türe ait olduğu açıklandı. Radyo Yeni Zelanda’nın haberine göre, ülkenin Güney Adası’nın Orta Otago bölgesindeki St. Bathans’da yapılan kazılarda, […]

Yeni Zelanda’da bulunan fosillerin “dünyanın en büyük papağanına” ait olduğu açıklandı.

Yeni Zelanda’nın Orta Otago bölgesindeki kazılarda bulunan papağan fosilinin, dünyanın en büyük ve en ağır papağanı olarak bilinen Kakapo’dan iki kat daha büyüklüğe sahip bir türe ait olduğu açıklandı.

Radyo Yeni Zelanda’nın haberine göre, ülkenin Güney Adası’nın Orta Otago bölgesindeki St. Bathans’da yapılan kazılarda, “dünyanın en büyük papağanının” kanıtları ortaya çıkarıldı.

Efsanevi boyut ve gücünü yansıtmak için “Herkül” ismi verilen dev papağanın yaklaşık bir metre boyunda ve 7 kilo ağırlığında olduğu tahmin ediliyor.

Herkül’ün belirlenen ölçüleri, Yeni Zelanda’da yaşayan “en ağır ve en büyük papağan” olmasının yanı sıra uçamamasıyla bilinen dünyanın en büyük papağanı Kakapo’dan iki kat daha büyük olduğunu gösteriyor.

“Herkül, bulduğumuz en muhteşem kuşlardan biri”

Flinders Üniversitesi’nden Doçent Trevor Worthy, yaklaşık 19 milyon yıllık olduğu belirlenen fosillerin önemli bir keşif olduğunu aktararak, “Bu fosil yataklarını 20 yıldan beri kazıyoruz. Her yıl, yeni kuşları ve diğer hayvanları ortaya çıkarıyoruz. Herkül, bulduğumuz en muhteşem kuşlardan biri olmasına rağmen, kuşkusuz keşfedilmeyi bekleyen çok daha fazla tür var.” ifadelerini kullandı.

Çok sayıda kuş türüne ev sahipliği yapan St. Bathans platosundaki yaptıkları kazılarda, yaklaşık 7 bin kuş kemiği bulduklarını belirten Worthy, dev papağan Herkül’e ait 2 bacak kemiğinin şu ana kadar elde ettiklerinin en ilginci olduğunu kaydetti.

Kaynak: Anadolu Ajans

The post Dünyanın en büyük papağanı’nın kalıntıları bulundu appeared first on Gazete İstanbul.

Sinop’ta, Kültür ve Turizm Bakanlığının desteğiyle sürdürülen Balatlar Yapı Topluluğu kazısında, yaklaşık 1500 yıllık tarihi geçmişe sahip olduğu değerlendirilen kilise kalıntılarına ulaşıldı. Sinop’ta, Kültür ve Turizm Bakanlığının desteğiyle sürdürülen Balatlar Yapı Topluluğu kazısında, yaklaşık 1500 yıllık tarihi geçmişe sahip olduğu değerlendirilen kilise kalıntılarına ulaşıldı. Kentte bakanlığın desteğiyle 10 yıl önce başlatılan kazı çalışmaları devam ediyor. Mimar Sinan Güzel Sanatlar […]

Sinop’ta, Kültür ve Turizm Bakanlığının desteğiyle sürdürülen Balatlar Yapı Topluluğu kazısında, yaklaşık 1500 yıllık tarihi geçmişe sahip olduğu değerlendirilen kilise kalıntılarına ulaşıldı.

Sinop’ta, Kültür ve Turizm Bakanlığının desteğiyle sürdürülen Balatlar Yapı Topluluğu kazısında, yaklaşık 1500 yıllık tarihi geçmişe sahip olduğu değerlendirilen kilise kalıntılarına ulaşıldı.

Kentte bakanlığın desteğiyle 10 yıl önce başlatılan kazı çalışmaları devam ediyor. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü Öğretim Üyesi ve Kazı Başkanı Prof. Dr. Gülgün Köroğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kazıda 6. yüzyılın sonlarına doğru kilise olarak kullanılan yeni bir yapıya ulaştıklarını söyledi.

Yapının güney kısmında ortaya çıkan yapının mezarlık kilisesi olarak adlandırıldığını vurgulayan Köroğlu,
“Tespit ettiğimiz kilisenin şu an güney duvarına ulaştık. Altında çok sayıda mezara ulaştık. Yani burası bir mezarlık kilisesi olarak kullanılmış, 11. yüzyıla kadar kullanılmış, 1500 yıllık tarihe sahip bir yapı gibi görünüyor.” dedi.

Köroğlu, yapının giriş ve zemininin de büyük ölçüde ortaya çıkarıldığını belirterek, “Daha başka bulgular da önümüze çıkacaktır. Çalışmalarımız devam ediyor.” diye konuştu.

The post Sinop’ta 1500 yıllık kilise kalıntılarına ulaşıldı appeared first on Gazete İstanbul.

Kapadokya bölgesinde yer alan dünyanın ilk ve tek yer altı müzesi yapısı ve içindeki tarihi eserleriyle ziyaretçilerini hayran bırakıyor. Nevşehir’in Avanos ilçesinde bulunan Güray Müze, dünyanın tek yeraltı seramik müzesi olarak hizmet veriyor. Müze, Hititlerden beri sürmekte olan çömlekçilik geleneğine ev sahipliği yapan aynı zamanda ülkemizin en büyük kültür, tarih ve doğal miraslarını barındıran Kapadokya […]

Kapadokya bölgesinde yer alan dünyanın ilk ve tek yer altı müzesi yapısı ve içindeki tarihi eserleriyle ziyaretçilerini hayran bırakıyor.

Nevşehir’in Avanos ilçesinde bulunan Güray Müze, dünyanın tek yeraltı seramik müzesi olarak hizmet veriyor. Müze, Hititlerden beri sürmekte olan çömlekçilik geleneğine ev sahipliği yapan aynı zamanda ülkemizin en büyük kültür, tarih ve doğal miraslarını barındıran Kapadokya Bölgesi’nde yer almaktadır.

Güray Müze sahibi Güray Tüysüz yaptığı açıklamada yerin yaklaşık 15 metre altında bulunan müzenin dünya tek olduğunu söyledi. Tüysüz, “Güray Müze yeraltında olması itibarıyla bir ilk oldu. Volkanik bir kayanın içerisindeyiz ve yerin yaklaşık 15 metre altındayız. Yer altında bir seramik müzesi olması itibarıyla dünyada bir ilk oldu. Dünyanın değişik ülkelerinde de müzeler var ama Polonya’da tuz müzesi var orada tuzdan heykeller var. Bu konsepte dünyada bir ilk oldu. Şu an dünyadaki tek yer altındaki seramik müzesidir” dedi.

“Müzede 7 bin yıllık eserler sergileniyor”

Dünyanın tek yeraltı seramik müzesi olan Güray Müze ziyaretçilerini milattan önce 5 bin yılına götürürken müze üç bölümden oluşuyor. Müzenin birinci bölümü, Antik Eserler salonu olarak hizmet veriyor. Kronolojik bir sergilenmenin yapıldığı bu salonda, Geç Kalkolitik Dönem, Tunç ve Demir Çağları ile Helenistik, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı Dönemlerine ait seramik ve çömlek eserler sergilenmektedir. Müze sahibi Güray Tüysüz özellikle yabancı turistlerin müzeye geldiklerinde şok yaşadıklarını söyledi. Tüysüz, “Müzemize gelen yerli ve yabancı turistler açıkçası böyle bir müze beklemiyorlar. Ta ki müzenin içerisine girene kadar. Özellikle yabancı turistler müzenin içerisine girdikten sonra şok oluyorlar. Çünkü bu hiç beklemedikleri bir proje. Müzede üç farklı bölüm var. Birinci bölümde tarihi eserleri sergiliyoruz. Burada bulunan eserler milattan önce 5 bin yıldan bugüne geliyor. Yaklaşık 7 bin sene öncesinden başlıyor. Bulunduğumuz salonu günümüz sanatçılarına ayırdık. Ülkemizde her ünlü bir sanatçıyı bir iki eserler burada tanıtıyoruz. Ve daha gelecek çok daha sanatçı ve eser var. Üçüncü bölümümüz ise sergi salonundan oluşuyor. Sergi salonunda her 15 günde bir resim, seramik ve heykel sergileri yapılıyor” diye konuştu.

The post Dünyanın tek yeraltı müzesi Kapadokya’da bulunuyor appeared first on Gazete İstanbul.

Denizden 400 kilometre uzaklıkta, bin 350 metre yükseklikteki Sivas’ın Doğanşar ilçesinde deniz canlılarına ait fosiller bulundu. Sivas’ın Doğanşar ilçesi yakınlarında geçtiğimiz yıllarda meydana gelen erozyon Dünya tarihine ve Türkiye’nin coğrafi oluşumunun nasıl gerçekleştiğine ışık tutacak fosilleri ortaya çıkardı. Karadeniz ve Akdeniz’e yaklaşık 400 kilometre uzaklıkta, bin 350 rakımlı bölgede denizlerde yaşayan canlılara ait fosiller bulundu. […]

Denizden 400 kilometre uzaklıkta, bin 350 metre yükseklikteki Sivas’ın Doğanşar ilçesinde deniz canlılarına ait fosiller bulundu.

Sivas’ın Doğanşar ilçesi yakınlarında geçtiğimiz yıllarda meydana gelen erozyon Dünya tarihine ve Türkiye’nin coğrafi oluşumunun nasıl gerçekleştiğine ışık tutacak fosilleri ortaya çıkardı. Karadeniz ve Akdeniz’e yaklaşık 400 kilometre uzaklıkta, bin 350 rakımlı bölgede denizlerde yaşayan canlılara ait fosiller bulundu. Yaklaşık 15 milyon yıllık olduğu düşünülen fosillerden yola çıkarak geçmişte Sivas’ın okyanusun tabanında yer aldığı düşünülüyor.

15 Milyon yıl önce Sivas’ta deniz vardı

Konuyla ilgili araştırmalar yürüten Tarih Öğretmeni, Araştırmacı-Yazar Fikri Karaman, deniz canlılarına ait fosillerin, yaklaşık 15 milyon yıl önce bölgede deniz olduğunun kanıtı olduğunu belirtip, “Bulunduğumuz alanda binlerce deniz canlısı fosilleri bulunmaktadır. Bu bölgenin bilimsel araştırmalar ve gelecek nesillere taşınması açısından koruma altına alınması gerekir. Bu fosillerden yaklaşık 15 milyon yıl önce bu bölgenin deniz tabanında olduğunu anlıyoruz. Zamanla Anadolu coğrafyası yükseldi, sular çekildi ve bu fosiller buralarda kaldı. Burada balık fosilleri bulduk, deniz salyangozu fosilleri var, midye ve benzeri fosiller de bulunmaktadır. Bu bölge yaklaşık bin 350 rakımındadır. Akdeniz ve Karadeniz’e uzaklığımız ise yaklaşık 350-400 kilometredir. Bu fosillere bakarak geçmişte bu bölgenin okyanusun tabanında olduğunu düşünüyoruz. “dedi.
Karaman ayrıca fosiller üzerinde yaptığı çalışmalarına çıkarttığı kitaplarında da yer verdi.

The post Sivas’ta dünya tarihine ışık tutacak fosiller bulundu appeared first on Gazete İstanbul.

Türkiye’deki müzelerde sayısız arkeolojik eser sergileniyor. Hatta sergilenen eserlerden daha fazlası da depolarda bekletiliyor. Peki eğer Türkiye’nin dört bir yanındaki müzelerdeki eserlerden bir seçki yapmanız gerekse hangi eserleri bu listeye koyardınız? Arkeofili’nin sosyal medya hesaplarına verdiğiniz cevaplardan yola çıkarak sizin için bu detaylı listeyi hazırladık. 1- Aşk şiiri tableti (İstanbul Arkeoloji Müzeleri) Nippur (Niffar) Sümerce. […]

The post Türkiye müzelerinde görülmesi gereken 50 eser appeared first on Gazete İstanbul.

Türkiye’deki müzelerde sayısız arkeolojik eser sergileniyor. Hatta sergilenen eserlerden daha fazlası da depolarda bekletiliyor.

Peki eğer Türkiye’nin dört bir yanındaki müzelerdeki eserlerden bir seçki yapmanız gerekse hangi eserleri bu listeye koyardınız? Arkeofili’nin sosyal medya hesaplarına verdiğiniz cevaplardan yola çıkarak sizin için bu detaylı listeyi hazırladık.

1- Aşk şiiri tableti (İstanbul Arkeoloji Müzeleri)

Nippur (Niffar) Sümerce. Yeni Sümer (III. Ur Dönemi) MÖ. 2037-2029

Dünyanın bilinen en eski aşk şiiri olarak nitelenmektedir. Sümer inancına göre toprağın bereketini ve döl yatağının verimli olmasını sağlamak amacıyla kralın yılda bir kez bereket ve aşk tanrıçası İnanna yerine bir rahibe ile evlenmesi kutsal bir görevdi. Bu şiir, büyük olasılıkla kral Suşin için seçilmiş bir gelin tarafından, yeni yıl bayramını kutlama töreninde söylenmek üzere kaleme alınmıştı ve ziyafetlerde, şölenlerde müzik, şark

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Scroll to Top